Eleştirel Hukuk Çalışmalarının Dünü, Bugünü ve Yarını
Yazı

Eleştirel Hukuk Çalışmalarının Dünü, Bugünü ve Yarını

24 Nisan 2026
Eleştirel Hukuk Çalışmaları Topluluğu olarak akademisyen, avukat, araştırmacı ve öğrencilerin katılımıyla 14 Mart 2026 günü gerçekleştirdiğimiz forum raporu.

Eleştirel Hukuk Çalışmaları Topluluğu olarak akademisyen, avukat, araştırmacı ve öğrencilerin katılımıyla 14 Mart günü çevrim içi forumumuzu gerçekleştirdik. 

Çağrı metninde de belirttiğimiz gibi eleştirel hukuk çalışmalarının kendi nesnesini inşa etme çabaları sürmekte. Otoriterliğin geç kapitalizmin araçlarıyla fazlasıyla esnek ve yaratıcı biçimlerde hemhal olduğu bir rejimin göbeğinde, hukuka dair bu eleştirel hattın nesnesini yeniden tarif etme gerekliliği söz konusu. Eleştirinin üzerine kurulduğu tarihsel çerçevelerin dönüşüme uğradığı bir eşikte, hem hukukun işleme biçimlerine ve içinde işlediği bağlamlara dair bilgi ve kavrayışlarımızı güncellemek, hem de eleştiri faaliyetinin biçimlerini, olanaklarını ve yapısal sınırlılıklarını yeniden ele almak durumundayız. Bu tabloyu göz önüne alarak, eleştirel hukukun dünü bugünü ve yarınına dair ilgili araştırmacı, avukat, akademisyen ve öğrencileri bir araya getirdiğimiz bir forum gerçekleştirdik.  

Daha Fazla Bir Araya Gelmeye İhtiyacımız Var

⁠Bu forum, eleştirel hukuk çalışmalarının ne söylediğinden çok, nasıl mümkün olabildiğini görünür kıldı. En başta, hukuk alanındaki parçalanmışlık ile eleştirel üretimin sınırlılığı arasındaki doğrudan bağlantı ortaya çıktı. Kamusal alanların bertaraf edilmesi, siyasetin siyasetsizleştirilmesi derken, kendi imkanlarımızla bir araya gelmedikçe eleştirel düşünce de daralmakta. Bu yüzden mesele sadece teorik değil. Hukukçuların puan, kariyer veya itibar hesabı yapmadan karşılaşabildiği ve ısrarla bir arada durabildiği alanların eksikliği belirleyici bir sorun olarak duruyor. Haliyle, çeşitli etkinlikler bünyesinde, ancak mutlaka forumlar şeklinde de bir araya gelmeye devam etmek temel bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor.

Mesafeyi Kısaltmalı ve  Müştereklerimizi Daha Fazla Öne Çıkarmalı

Hukuka ilişkin klasik ayrımların çoğunun yeniden ele alınması ihtiyacı kendini güçlü bir biçimde sunuyor. Kamu hukuku ve özel hukuk arasındaki ayrımın, gitgide otoriterleşen neo-liberal bir politik düzlemde işlevsiz hâle geldiği açık. Her alanda keyfiliğin artışı ve mülkiyet rejimindeki dönüşüm ile kamusallığı zayıflatan tahkim ve alternatif uyuşmazlık yöntemlerinin yargı erkini ikame etmesi, gerek özel hukukun doğrudan siyasetle iç içeliğini gerekse de bu ayrımın silikleşmesinin bugün daha fazla gerekli olduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen eleştirel hukuk çalışmaları kamu hukukunun belli temalarına odaklanıyor; bu da önemli bir kör nokta yaratıyor ve mesela arabuluculuk mekanizmasıyla işçilerin-emekçilerin nasıl hak kaybı yaşadığı, mülkiyet rejimindeki değişikliklerin sebepleri ve sonuçları gibi, EHÇ’nin önemli başlıklarından olması gereken konular yeterince gündeme getirilmiyor. Kamusal olanın küresel dönüşümü, sınırlar ve güvenlik gibi konuların önümüzdeki dönemde de EHÇ’nin temel gündemleri arasında olması muhtemel ve anlaşılır bir durum hatta bir ihtiyaç. ⁠Ancak eleştirel hukuk çalışmalarının belirli alanlarda yoğunlaşıp diğer alanlarda zayıf kalması da dikkat çekici bir mesele. Ekoloji, feminist hukuk gibi alanlarda güçlü bir birikim varken, daha teknik sayılan alanlarda benzer bir eleştirel okuma gelişmiş değil. Mevcut insan hakları rejimi ile kurma gayretinde olduğu eleştirel ilişki gereği bunun yapılmasının zaruri olduğu bir alandan bahsediyor olmamıza karşın eleştirel çocuk, eleştirel engellilik çalışmaları ve benzeri alanlar bakımından da benzer bir eksikliği tespit etmek mümkün.  

Bu ayrım hatları EHÇ’yi yerine getirmeye çalıştığı misyondan uzaklaştırmasının yanı sıra, gerek nicelik gerek nitelik olarak zayıflatmakta ve daha fazla eleştirel hukukçunun daha fazla zeminde bir araya gelmesinin önüne geçmekte. Dolayısıyla eleştirel çalışmalar bu ayrımı tartışmaya açmanın yanı sıra, “özel hukuk”u, teknik görülen meseleleri ve özellikle de bugüne kadar eleştirel çalışmalarda bile gölgede kalmış temaları kapsamalı ve özel hukuk alanına da bu temalara da eleştirel tartışmalar daha fazla dahil edilmeli.  

Akademik Alanın ve Meslek Pratiğinin Yollarını Birleştirmeli

Benzer şekilde teori ile pratik arasındaki ayrım da hakiki bir ayrım olmadığı gibi EHÇ’nin daha güçlü bir şekilde kendisini ortaya koymasının önündeki en ciddi engellerden biri. Dava deneyimi, hak mücadeleleri ve gündelik hukuk uygulamaları eleştirinin dışında değil, tam merkezinde yer alıyor. Hak temelli bakmanın ve hukuku, kamusal otoritelerin uygulamalarını, sadece hukukun içinden değil ötesinden ve bu anlamda siyasal boyutuyla mahkeme salonlarında, barolarda ve sokakta tartışan avukatlar EHÇ’yi üretiyor ve geliştiriyor. Bu üretim ve gelişimle temas halinde, bazen kesişerek, ancak yine de ayrı bir hatta ilerleyen akademik alandaki EHÇ kapsamında da önemli katkılar ortaya çıkmakta. 

Ancak bu temas ve kesişimi bir araya geliş haline getirmeliyiz, zira EHÇ’yi geliştirme ve bu bahisle toplumsal mücadelelere, kamusal alanları tekrar elde etme çabasına katkı sunmak maksadıyla eyliyoruz. Avukatlar, demokratik kitle örgütleri ve akademisyenler arası bağların zayıflığı da burada bir engel olarak karşımıza çıkmakta. Bu noktada asıl ihtiyaç, teoriyi pratiğe uygulamak değil, ikisi arasındaki ilişkiyi canlı tutmak. Bunlar da geleneksel ayrımları yıpratacak ve mesafeleri kısaltacak diyalektik bir çabayı gerektiriyor. Zaten pek çok tema ve çaba açısından belirli bir örtüşme söz konusu; bunları tespit edip, daha fazla ortaya çıkarıp, beraber tartışabilecek ortamları oluşturabilmek, ortak etkinliklerde, barolar veya hukuk örgütleri bünyesinde bir araya gelebilmek bu çabanın önemli bir parçası olacak.

Eleştiriye Hapsolmadan Eleştiriye Sıkıca Tutunmalı

EHÇT’nin farklı etkinliklerinde, nitekim örgütlenme süreci dahil olmak üzere, forumda da gündeme geldiği üzere, otoriterliğin geç kapitalizmin araçlarıyla fazlasıyla esnek ve yaratıcı biçimlerde hemhal olduğu bir rejimin göbeğinde, “hukuk devleti” mefhumunu, günümüz insan hakları rejimini, ne derece, nasıl eleştirmeliyiz sorusu karşımızda durmakta. Bir mekanizmayı veya rejimi eleştirirken diğer taraftan onu dönüştürebilmek veya dönüşümün bir parçası olarak ele almak mümkün mü, mümkünse hangi koşullarda mümkün sorusu da bu bağlamda sorulmalı. Hukuksal mücadeleler, insan hakları bağlamındaki pratik ve akademik çalışmalar, eleştirel hukuk çalışmalarına da bir yandan alan açan diğer taraftan da hukuka ve mevcut haklar rejimine ilişkin daha kökensel tartışmaların önünü kesme potansiyeli sebebiyle zarar veren pratikler olarak önemli bir tartışma konusu olmaya devam etmekte.

Bu tartışmayı, uzun yıllara varan haklar mücadelesi geleneği, insan hakları ve toplumsal mücadeleler arasındaki ilişki temelinde düşünmek gerekiyor.  Türkiye’de -özellikle politik dava avukatlığı ekseninde- hak temelli mücadelenin bir EHÇ pratiği olarak ortaya konduğunu tespit etmek mümkün. Günümüz koşullarında en temel usuli güvencelerin bile talep edilir hale gelmesi de hukukun sadece eleştirilen bir yapı olmadığını, aynı zamanda vazgeçilmez bir zemin olduğunu gösteriyor. Özellikle feminist, ekolojist ve engelli hakları odaklı saha çalışmalarından elde edilen veriler de mevcut hukuka duyulan ihtiyacı gözler önüne seriyor. 

Diğer taraftan hukukun, hukuk devleti ilkesinin ve bu ilkenin hayata geçebilirliğinin, liberal haklar “idealinin” ifşa edilmesi açısından da verimli bir tablo ile karşı karşıyayız. Bir önceki paragrafta bahsedilen usuli güvencelerin, yakın zamana kadar “geri” olarak değerlendirilen  bazı hak kazanımlarının bile yok edildiği bir dönemde, özellikle meslek pratiği içinde hukuk ve ilkeleri ister istemez daha fazla soruşturmaya açılıyor.  

Bu nedenle mevcut hukuku savunmak ile onu eleştirmek birbirini dışlayan değil, çoğu zaman iç içe geçen iki yönelim olarak ortaya çıkmakta. Türkiye ve mevcut otoriterleşme koşullarında bu vazgeçilmez bir durum. Bu ilişkinin sınırları ve imkânları ile siyasal rejimlerle olan ilişkisi ise hâlâ açık bir soru olarak duruyor.

Akademideki Dönüşüm İhtiyacı Bağlamında -Özellikle Hukuk Eğitimi Açısından- İmkanlar Açığa Çıkarmalı

Eğitim alanı, akademi kamusal alanın bir parçası olarak, buradaki genel erozyondan elbette azade değil. Disiplinler arası geçişleri sınırlayan ve eleştirel perspektifi çoğu zaman müfredatın kenarına iten bir akademi ile karşı karşıyayız. ⁠Hukuk eğitimi disiplinler arası geçişleri sınırlıyor ve eleştirel perspektifi çoğu zaman müfredatın kenarında bırakıyor. Bunun bir alt başlığı olarak tarihsel bakıştan yoksun bir hukuk eğitimi hakim durumda. Buna neoliberal performans baskısı, görünürlük kaygısı ve güvencesizlik de eklendiğinde eleştirel üretimin koşulları daha da zorlaşıyor. Öğrencilerin hukuk fakültesine girdikleri süreçteki beklentileriyle mezuniyet sonrası karşılaştıkları emek rejimi arasındaki kopukluk da bu yapının bir parçası. Hukuk mesleklerinin uygulayıcıları da bu şartlar içinde ayakta kalmaya çalışırken, akademi çoğu zaman pratiğin hızlı dönüşümüne yetişemiyor. Bu da birlikte düşünme imkânlarını daraltıyor.

Bu çerçevede akademide eleştirel hukukçuların kendisine eleştirel yollar açması elzem görünüyor. Tarihsel tartışmalara başvurmak, hukuk dışı alanlarla beraber hukuku tartışmak, saha, akademi ve meslek pratiği arası etkileşimi öğrencilerin olduğu yere, üniversiteye de taşıyabilmek bu bağlamda belli imkanlar açığa çıkarabilir. EHÇ gündemli toplantılarda ve topluluklarda lisans ve lisansüstü öğrencilerle daha fazla bir araya gelmek de bu yol açma çabasının bir parçası olabilir. Böylece hem öğrencilerin kampüslerde -mevcut koşullar sebebiyle- bulmakta zorlandığı kanallardan bir tartışma ortamına erişimleri sağlanmış hem de EHÇ’nin kapsamı genişlemiş olur. 

Eleştirel Refleksiyon Ne Olmalı?

Bu çerçevede eleştirel hukuk çalışmalarının temel meselesi yeni kavramlar üretmekten çok, parçalanmış alanlar arasında yeniden ilişki kurabilmek gibi görünüyor. Teori ile pratik, akademi ile uygulama, farklı hukuk disiplinleri ve aktörler arasındaki mesafenin kapanması için verilecek uğraşlar çok önemli.

Forumun ortaya koyduğu şey kapalı bir sonuç değil, daha çok bir konum: Hukuku hem eleştirilen hem de vazgeçilmez bir zemin olarak düşünmek, yerleşik ayrımların çözülmüş olduğunu kabul etmek ve eleştirel düşünceyi ancak ilişki içinde kurulan bir pratik olarak ele almak. Bu ele alışı, eleştirel perspektifi örgütlemek, bir araya getirmek bugün daha değerli hale geldi.

Kategoriler
Kategori yok
← Ana sayfaya dön