Hukukun Gölge Oyunu ve Yeni Emek Biçimleri
1 Mayıs’ın önemi biraz da, emeğin görünür kılınmasının tarihsel ve örgütlü biçimlerinden biri olmasında. Bu gün, ortak noktaları varlıklarının emek süreçlerine bağlı olması olan öznelerin, bu emek süreçlerinin farklı katmanları içinde giriştikleri özgürleşme mücadelelerinin ortak bir siyasal varlık olarak ortaya çıktığı gündür. Ve bir noktada bize, emeğin ve mücadelesinin tanınmasının, kendi görünebilirlik koşullarıyla da ilgili olduğunu söyler. Bu yazının konusu ise emeğin hukuki görünürlüğüdür. Daha spesifik olarak, hukukun, siyasi iktidar, piyasa ve teknoloji ile kurmaya başladığı daha amorf ve esnek ilişki sayesinde, platform emeği gibi emek tiplerinin görünmezliğine alan açmaya başlamış olmasıdır. Burada bahsettiğim şey, hukukun belirli güvencesiz emek türlerini yeniden adlandırması, parçalara ayırması, farklı statülere dağıtması ve emekten doğan hakkın, daha talep edilebilir hale gelmeden, hukuki formlar içinde görünmezleşmesidir.
Hukukun Gölge Oyunu
Konuya girmeden önce modern/liberal hukukun olağan işleyiş biçimiyle ilgili birkaç noktayı netleştirelim. Hukukun, toplumsal gerçekliği olduğu gibi yansıtmak gibi bir iddiası yoktur. O gerçekliğin içindeki bütün unsurları, yani özneleri, nesneleri ve hakları, kendi kavramlarıyla tanımlayıp kendi anlam dünyası içerisinde kodlar ve kendi gerçeklik rejimi içinde var eder. Dolayısıyla hukukun alanına girdiğimizde kendi varlığımızın ve kurduğumuz ilişkilerin karşılığı, hukukun buna dair yarattığı statülere, kapasitelere ve tanımlara bağlıdır. Üstelik bu daimi gölge oyunu hali, modern hukukun pek çok kanonik metni tarafından da açıkça ve soğukkanlılıkla dile getirilir. Mesela bugün adını bilmeyenin hukuk fakültesinden mezun olamadığı Kelsen’e göre kişi, biyolojik ya da toplumsal bir varlığın doğrudan karşılığı değil, hak ve yükümlülüklerin isnat edildiği normatif bir noktadır. Burada özne insan değil “kişi”dir ve kişi, hukuk düzeni içinde hak ve ödevlerle kurulur. Hukuk dışında var olan insan ile hukuki kişi aynı şey değildir (Kelsen, 1967; 1945). Buradan hareketle, hukuk tarafından görünme, tanımlanma ve statüye bağlanma, hukukun özneleri açısından her şeyden önce ontolojik bir meseledir.
Emeğin hukuki kaderi de bahsettiğimiz bu tanımlama ve varlık kazandırma sürecine doğrudan bağlıdır. Emek, hukuka çıplak haliyle girmez. İş ilişkisi, işçi, işveren, bağımlılık, ücret, çalışma süresi, işyeri, hizmet sözleşmesi gibi kategoriler içinde tanınır. Emek, bu kategorilerden birine yerleştiği ölçüde hak üretebilir. Yerleşemediği yerde ise tamamen yok olmaz, fakat hukuken zayıf, parçalı ve talep edilmesi güç bir varlık kazanır. İş hukuku tarihi bu nedenle yalnızca koruyucu normların tarihi değildir. Aynı zamanda kimin işçi sayılacağına, hangi faaliyetin çalışma olarak kabul edileceğine ve hangi bağımlılık biçiminin hukuken görüleceğine dair bir mücadele tarihidir. Son yıllarda olan şey ise emeğin tanım ve statüsünün daha zayıf ve parçalı biçimlere dağıtılıp süblimleşmesidir.
Katharina Pistor’un sermayenin hukuki kodlanmasına ilişkin yaklaşımı, bu meseleyi emek açısından tersinden düşünmek için verimli bir kapı açar. Pistor’a göre hukuk, belirli varlıklara öncelik, dayanıklılık, evrensellik ve dönüştürülebilirlik kazandırarak onları sermayeye çevirir. Mülkiyet, sözleşme, teminat, şirket ve iflas hukuku gibi araçlar, varlıkları yalnızca korumaz, onları zaman içinde dayanıklı, başkalarına karşı ileri sürülebilir ve ekonomik değeri güvence altına alınmış nesneler haline getirir (Pistor, 2019). Bu çerçeve emek bakımından tersinden sorulabilir. Hukuk sermayeyi yoğun biçimde kodlarken emeği nasıl kodlar? Emeğe aynı dayanıklılığı, aynı önceliği, aynı evrenselliği verir mi? Cevap çoğu durumda hayırdır. Sermaye hukuken stabilize edilirken emek çoğu zaman geçici, kişiye bağlı, yeniden kanıtlanması gereken ve sözleşme biçimleri içinde dağıtılan bir ilişki olarak kurulur. Güvencesizlik burada yalnızca korumanın yokluğu değil, aynı zamanda bir hukuki statünün yokluğu olarak ortaya çıkar.
İşçisiz İşçilik
Bahsedilen bu güncel emek rejimlerinin temel hamlesi, çalışmayı ortadan kaldırmak değil, işçiliği zayıflatmaktır. Platform ekonomisi bunun en açık örneklerinden biridir. Platform emeği üzerine yapılan çalışmalar, bu alanın parça başı ödeme, işin mikro görevlere bölünmesi, ücretin platform tarafından tek taraflı belirlenmesi ve çalışanın hukuki statüsünün bilinçli olarak belirsiz tutulması gibi özelliklerle karakterize olduğunu gösterir (De Stefano, 2016; Peke, 2023). Bu nedenle mesele yalnızca yeni bir çalışma biçiminin ortaya çıkması değil, mevcut çalışmanın hangi hukuki ad altında görünür olacağıdır. Bu gelişme, sorunun kendisini de açık eder. Platform çalışanı zaten çalışmaktadır. Ücret karşılığı faaliyet gösterir, zamanını, bedenini, aracını ve dikkatini kullanır. Fakat sorun, bu çalışmanın hangi hukuki kod içinde görüneceğidir. Zira ücret, izin, sosyal güvenlik, iş sağlığı ve güvenliği, sendikal haklar ve ihbar güvencesi bu kodlamaya bağlıdır.[1]. Son yıllarda karşımıza çıkan bilişsel ya da fiziklsel amorf emek formları bu tür bir hukuki ghostlama tekniğinin bir parçası.
Türkiye’de tartışmanın somut karşılıklarından biri de esnaf kurye modeli.[2] Üstelik bu model, fiziksel emek ile veri/platform emeğinin bir kesişiminde yer aldığı için de özgün bir noktadadır. Zira burada platform işi örgütler, siparişi dağıtır, görünürlüğü, puanlamayı ve iş akışını belirler. Buna karşılık kurye çoğu durumda işçi olarak değil, kendi hesabına çalışan kişi olarak sınıflandırılır. Yani fiili bağımlılık ilişkisi hukuken bağımsızlık olarak yazılır. Bu yüzden esnaf kurye modeli, platform emeğinin Türkiye’de aldığı hukuki biçimlerden biri olarak tartışılabilir. Trendyol’a bağlı esnaf kuryelerin 2022 ve 2023 yıllarındaki iş bırakma eylemlerini inceleyen çalışmalar (bkz. Karanfil ve Efe, 2025) platform çalışanlarının kendilerini güvencesiz çalışanlar olarak tanımlamalarına rağmen hukuken kendi hesabına serbest çalışan olarak sınıflandırıldıklarını, bağımsız çalışma vaadiyle işe başladıklarını fakat çalışma sürecinde işçiden farksız deneyimler yaşadıklarını gösterir. Bu, yalnızca teorik bir sınıflandırma sorunu değildir. Zira işçi sayılmamak, hakların kapsamı üzerinde doğrudan sonuç doğurur. YemekSepeti’ne karşı açılan ve kamuoyunda Dalgakıran Davası olarak bilinen davada kuryeler, esnaf kurye modeliyle işçi statüsünden dışlandıklarını ileri sürmüş, güvenceli çalışma koşulları, sosyal güvence ve sendikal hak talep etmiştir. Duruşma sonrası yapılan açıklamalarda vergi ve Bağ-Kur yükünün kuryelere yıkıldığı ve örgütlenme hakkının fiilen daraltıldığı belirtilmiştir.
Kapanış: Emeği Görünür Kılmak, Yeniden
Hukukun görünmez kıldığı emek, toplumsal gerçeklikte ortadan kalkmaz. Gündelik hayatın içinde çalışmaya, üretmeye, taşımaya, beklemeye, veri bırakmaya devam eder. Görünmezlik, emeğin yokluğu değil, toplumsal varlığı ile hukuki tanınması arasındaki açıklıktır. Bu açıklık ancak emeğin kendi toplumsal varlığının tanınması için göstereceği kudret ile kapanabilir. İş bırakmalar, davalar, örgütlenme girişimleri ve kamusal tartışmalar bu yüzden yalnızca hak arama pratikleri değil, hukukun emeği hangi adla tanıyacağını belirleyen mücadelelerdir. 1 Mayıs’ın bugünkü anlamı da buradadır: hukukun statülere, sözleşmelere ve teknik kodlara dağıttığı emeği, toplumsal gerçeklik içindeki adıyla yeniden görünür kılmak.
Kaynakça
Kelsen, H. (1945). General Theory of Law and State.
Kelsen, H. (1967). Pure Theory of Law.
Pistor, K. (2019). The Code of Capital.
De Stefano, V. (2016). The Rise of the Just-in-Time Workforce.
Peke, İ. Ö. (2023). Platform ekonomisi ve kurye eylemleri üzerine çalışma.
ILO (2024). Algorithmic Management at Work.
Karanfil, İ., & Efe, E. (2025). Trendyol kuryeleri üzerine çalışma.
Bianet (18 Aralık 2024). Esnaf kurye modeli ve dava haberi.
[1] “Algoritmik yönetim” denen şey de süreçte, özellikle dijital emek platformlarının ayırt edici özelliği haline gelmiş durumda. ILO bunu, işin veri temelli sistemler aracılığıyla organize edilmesi, atanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi olarak tanımlar (bkz. ILO, 2024). Burada çarpıcı olan şu. Emek görünmezleşirken aslında daha az izlenmez. Tam tersine, daha yoğun biçimde ölçülür, puanlanır, sınıflandırılır ve yönlendirilir. Yani emek teknik olarak fazlasıyla görünür. Fakat bu görünürlük hak üretmez. İşçinin ne kadar hızlı teslimat yaptığı, kaç puan aldığı, hangi saatlerde çevrim içi olduğu, hangi siparişleri reddettiği görülebilir.
[2] Esnaf kurye, bordrolu işçi olarak değil, kendi adına çalışan ticari kişi gibi konumlandırılan kurye modelidir. Kurye çoğu zaman şahıs şirketi kurar, fatura keser, vergi ve Bağ-Kur yükünü üstlenir. Bu nedenle model, kuryeliğin işçilikten çıkarılıp bağımsız ticari faaliyet gibi kodlanmasına dayanır.