Reform ile Devrim Arasından İspanya’ya Bakmak
Giriş
Başlamadan, metnin yazarı olarak kendimi dövüşenlere ve mücadele edenlere akıl verme hoyratlığından sıyırmak adına belirtmek isterim ki bu çalışma, şu anki haliyle herhangi bir eleştiri değil değerlendirme niyeti taşımaktadır. İlerleyen zamanda ve bununla birlikte süreç içerisinde yaşanacak gelişmeler ve tarafların konumları ve tavırları elinizdeki bu çalışmanın konumunu da değiştirebilecektir. 23 Eylül 2026'da Madrid’de 87 yaşındaki Maria del Carmen Abascal’ın 70 yıldır yaşadığı evinden tahliye edilmesinin ardından hızla yayılan görüntüler konut eylemleri için simgesel bir nitelik kazandı. İspanya hükümetinin onayladığı iki kararname 2 Ekim’de Kongre’de reddedildi. Bu kararın ardından sendikalar 11 Kasım için 24 saatlik genel grev kararlarını duyurdu. Elinizdeki bu çalışma, söz konusu genel grevin taleplerini Engels’in Konut Sorunu kitabı bağlamında değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Eylemleri aynı kaynak üzerinden değerlendiren başka çalışmalar olmakla birlikte (Onur, 2026), bu çalışmada özel olarak genel grev talepleri Engels’in ölçütüyle değerlendirilirken, meselenin haklar bağlamındaki açmazları ve ideolojik çatışmalarına da işaret edilmektedir.
F. Engels’in Konut Sorunu Üzerine
Engels’in Konut Sorunu adıyla bilinen kitabı 1872-1873 yıllarında Volksstaat gazetesinde yayımlanan aynı isimli yazı dizisinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Engels kitabın ilk bölümünde Proudhoncu çözümlerle tartışmaktadır. Devamında ikinci bölümde burjuvazinin bu konuya dair çözümlerinin eleştirisini kaleme alan Engels, son olarak üçüncü ek bölümde Mülberger’e yanıt vermektedir. Engels, 1887 tarihli önsözünde kitabını şöyle tarif etmektedir:
“Modern sosyalizmle az çok yakından ilgilenen herkes, hareketin -aşılmış bakış açıları-nı da öğrenmek zorunda. Marx’ın Felsefenin Sefaleti adlı eseri, Proudhon’un toplumsal reforma yönelik pratik önerilerini ortaya atmasından yıllar önce yayımlanmıştı; Marx orada sadece Proudhon’un tohum halindeki takas bankasını keşfedebilmiş ve eleştirebilmişti. Dolayısıyla, onun eseri, bu açıdan bakıldığında, elinizdeki eserle tamamlanıyor…” (Engels, 2020: 15-16).
Kitabın ilk bölümü incelendiğinde konut kıtlığı, ev sahibi - kiracı ilişkisi ve konut sorununun sınıfsal yansımaları üzerine tartışmalar karşımıza çıkmaktadır. Engels’e göre konut sorunu, bugüne özgü bir sorun olmadığı gibi, proletaryaya özgü bir problem de değildir. Öyle ki Engels, konut sorununun bu kadar yaygın dile getirilmesinin sebebini sorunun yalnızca proletaryayı değil küçük burjuvaziyi de etkilemesinde görmektedir.
“Konut kıtlığı denen ve günümüzde basında bu kadar büyük bir rol oynayan sorun, işçi sınıfının genel olarak kötü, aşırı kalabalık ve sağlıksız konutlarda yaşamasını kapsamıyor. Bu konut kıtlığı, bugüne özgü bir şey değil; hatta daha önceki tüm ezilen sınıflardan farklı olarak modern proletaryaya özgü olan bir sıkıntı bile değil; aksine, tüm zamanların tüm ezilen sınıfları bu sıkıntıyı hayli eşit bir şekilde çekti. Bu konut kıtlığını sonlandırmanın tek bir aracı var: çalışan sınıfın egemen sınıf tarafından sömürülmesine ve ezilmesine tümüyle son vermek. Bugün konut kıtlığından anlaşılan şey, büyük kentlere yönelik ani nüfus akışı nedeniyle işçilerin kötü barınma koşullarının daha da kötüleşmesidir; kiralardaki muazzam artıştır; tek tek evlerde yaşayanların daha da kalabalıklaşması ve bazıları için, kalacak yer bulmanın tümüyle olanaksızlaşmasıdır. Ve bu konut kıtlığı hakkında bu kadar çok konuşulmasının tek nedeni, işçi sınıfıyla sınırlı kalmayıp küçük burjuvaziyi de etkilemiş olmasıdır” (Engels, 2020: 27-28).
Devamında Engels, konut sorununun karşı karşıya getirdiği iki tarafı tarif etmektedir: ev sahibi ve kiracı. Proudhoncu Mülberger’in ev sahibi ile kiracı arasındaki ilişkiyi işveren ve işçi arasındaki ilişkiye benzetmesine Engels sert biçimde karşı çıkmaktadır. Çünkü kiralama işlemi, kiracının ev sahibinden belirli bir süreliğine bir konutu kullanma hakkının satın alımıdır ve bu bir meta satışıdır. Kapitalist, işçinin emeğine değerinin azını, tamamını veya fazlasını da verse her zaman işçinin emeğinin ürününün bir kısmına sahip olur. Kiracı ise konut için gerekenden fazlasını ödediği takdirde dolandırılmış olur. Dolayısıyla bu iki farklı ilişkiyi birbirine benzetmek, işçi ve işveren ilişkisinin anlaşılmadığını göstermektedir (Engels, 2020: 31-32).
Proudhoncu çözümlerin özü, kiracıları ev sahibi yapmak üzere kirayı bir tür taksitli satın alma biçimi olarak görmek ve mülkiyetin toprak rantına dönüşmesini engellemek olarak özetlenebilir. Engels, bahsi geçen önlem ve çözümlerin mevcut üretim biçimini etkilemeyeceğini belirtirken, konut sorununa dair çözüm için inceleme yapılacak yerin emek sömürüsü süreçleri olduğunun altını çizmektedir. Bu sebeple konut sorununun çözümü, diğer toplumsal sorunların çözümleri ile benzer bir izleğe sahiptir; konut sahiplerinin mülksüzleştirilmesi ve evi olmayanları evlere yerleştirilmesi. Keza proletaryanın siyasal iktidarı ele geçirmesi durumunda herkesin iyiliği için alınacak bu önlem, basit biçimde hayata geçirilebilecektir (Engels, 2020: 42, 46-47).
Kitabın ikinci kısmı, Engels’in konut sorununun burjuva sınıfını nasıl etkilediğinden bahsetmesiyle başlamaktadır. Yoksul mahallelerde ortaya çıkan kolera, tifüs vb. salgın hastalıklar, kapitalistlerin oturduğu mahallelere de yayılmaktadır. Bu olgu saptanır saptanmaz burjuvazi, işçilerin sağlığı için rekabete tutuşmaktadır. Burjuvazi hemen yardım faaliyetlerine girişir, kurumlar kurar, yasa tasarıları ve önerileri tartışır ve sunar. Fakat en kusursuz ve etkili müdahaleler de yapılsa tüm bu sorunların kaynağı olan kapitalizm ortadan kaldırılmadan tüm önlemler yerinde saymaya devam etmektedir (Engels, 2020: 57-58). Burjuvazinin çözümleriyle dövüşen Engels, hayırsever politikaların işe yaramadığının aksine sadece bir yerden başka bir yere taşıdığının altını kalınca çizerken devamında kredi vb. yollarla işçilerin ev sahibi yapılmasının da bir çözüm olmayacağını söylemektedir.
“Büyük kentlerdeki işçileri için dolaşım özgürlüğü birinci yaşamsal gereksinimdir ve toprak mülkiyeti onlar için sadece bir pranga olabilir” (Engels, 2020: 67).
İşçilere kendilerine ait bir ev vermek, onları zincirlemekle aynı sonucu doğuracaktır. Çünkü ev sahibi edilmiş işçinin ellerinden grev, ücret artışı gibi taleplerde bulunma ve direnme güçleri alınmış olacaktır. Bunun yanında her işçiye bir ev verildiği senaryoda, işçi bedel ödemeden bir evde oturuyor gibi görünürken esasında barınma masrafları işçi ücretlerinden kesileceği için bu durum emek gücünün değerinin düşmesi anlamına gelecektir. Söz konusu durumda ücretler düşerken, işçiler kira yerine ücreti ödenmemiş emekleriyle bedel ödemiş olmaktadır (Engels, 2020: 68-69).
Bu bağlamda konut sorununun burjuva çözümü kent-kır karşıtlığı nedeniyle başarısızlığa uğramaktadır. Buradan hareketle konut sorunu ancak günümüzün kapitalist toplumu, bu karşıtlığı ortadan kaldırma gayretine girişmeye yetecek düzeyde dönüştürüldüğünde çözülebilir. Bahsi geçen karşıtlığı ortadan kaldırmanın çok uzağında olan kapitalist toplum, bu sorunu her gün daha fazla keskinleştirecektir. Artık bu noktadan başka gidilecek çok az yer vardır: “Konut sorununun çözümü toplumsal sorunu çözmez; önce toplumsal sorunun çözülmesi, yani kapitalist üretim tarzının ortadan kaldırılması yoluyla, konut sorununun çözülmesi de mümkün kılınır.” (Engels, 2020: 72).
Son kertede toparlayacak olursak konut sorunu olarak adlandırılan problem, içinde yaşadığımız üretim biçiminin sebep olduğu krizlerden birisinden başka bir şeyi ifade etmemektedir. Tam da bu doğrultuda çözümü de diğer krizlerin çözümünden başka bir yönteme uygun bir nitelik barındırmamaktadır. Konut sorunu için önerilen fakat üretim biçimini hedef almayan öneriler, ister burjuvaziden gelsin ister sosyal demokrat reformcu nitelikte olsun, sorunun kaynağını çözmediği için ertelemekten, ötelemekten ve gizlemekten başka bir sonuç getiremeyecektir. Bir adım geriden bakıldığında konut sorunu, kent hakkı meselesiyle içkin bir ilişki kurmaktadır —kent hakkı için bkz: (Lefebvre, 2016), (David Harvey, 2015)—. Sözünü ettiğimiz bu içkinlik hali, burjuva akılların liberal düşünme yöntemlerince yerel yönetim hizmetleri ve hakların tesisi bağlamında tartışılarak sönümlenmektedir. Bu noktada konut sorununun kaynağını içinde yaşadığımız üretim biçimi olarak tarif eder ve çözümüne de söz konusu biçimden kurtulmayı reçete edersek, Engels’in bu çalışması liberal öğretilerin, siyaset biliminin, insan hakları metinlerinin ve hukukun eleştirisi olarak görünecektir. Aşağıda bu izlek takip edilerek İspanya’da yaşanan konut eylemleri ve genel grev kararının talepleri Engels’in ölçütüyle sınanacaktır.
İspanya’da Konut Eylemleri
Bugün Puerta del Sol meydanını çadırlar ve eylemcilerle dolduran ve sendikalara genel grev kararı aldıran konut eylemlerinin tarihsel izleği 2008 emlak kriziyle birlikte okunmaktadır. 2026 yılı içinde konut satın alma maliyeti %12,2 artarken konut kiraları yine bu yıl metrekare başına %5,8 artış göstermiştir. Konut satın alma ve kiralama ücretlerindeki artış birbiriyle ilişkili olarak hane halklarının tasarruflarının erimesine yol açarken, ev sahibi olmak için gereken süreyi de uzatmaktadır. Aynı zamanda veriler, hane halkındaki artış ile konut sayısındaki artışın arasındaki farkın çok büyük olduğunu göstermektedir. İspanya İstatistik Enstitüsü verilerine göre 2025 yılında 92.000 konut inşa edilirken hane sayısındaki artışın 241.000 olduğu görülmektedir. Hane sayısıyla yeni inşa edilen konut sayısındaki büyük fark, yaşanan krizi açıklıyor gibi görünse de 2021 yılında boş duran, kullanılmaya uygun fakat kullanılmayan konut fazlasının artış miktarı 959.554 olarak ifade edilmektedir (INE, 2026). Ayrıca konut piyasasının 2008 yılından sonra büyük fonlar için bir yatırım aracı haline gelmesi, konut mülkiyetinde büyük ev sahiplerinin ve şirketlerin tekelleşmesine alan açmaktadır. Tüm bunlara, konutların turizm için kullanılması da eklenince konut krizi çok boyutlu ve birbirine içkin bir hale kavuşmaktadır (Lorenzo, 2026). Krizin başka çarpıcı verileri ise şöyle: 2008’den bu yana gençler arasındaki ev sahipliği oranı %65’ten %40’a düşmüştür. Gençlerin aile evinden ayrılma yaşı 30’a yükselirken, bu yaş grubunun gelirlerinin yaklaşık %40’ının konut giderlerine gittiği görülmektedir (Caro, 2026).
Tüm bunların üzerine Urbagestión Desarrollo e Inversiones isimli yatırım şirketi, Maria del Carmen Abascal Martin’in 70 yıldır yaşadığı Madrid’in Retiro semtinde bulunan binayı satın almış ve kirasına yaklaşık %230 zam yapmıştı. Bu artışı karşılayamayan Maricarmen, 2025 yılının sonlarından itibaren tahliye girişimleriyle karşı karşıya kalmış ve son olarak 23 Eylül 2026 tarihinde ömrünü geçirdiği evden tahliye edilmişti. Daha önceki tahliye girişimlerinde olduğu gibi mahalle sakinleri, örgütler ve sendikalar tahliye kararına karşı nöbet tutarken, kolluk personeli eylemcileri dağıtarak Maricarmen’i bir sedye üzerinde evinden çıkarmıştı. Bu görüntüler hızla yayılmış ve İspanya konut eylemlerinin simgesel sahnesi haline gelmişti. Yapılan eylemler 28 Eylül’de Maricarmen’in emekli maaşının yaklaşık %30 civarına denk gelen bir kira karşılığında 8 yıllığına evine dönebileceği bir anlaşmanın hayata geçmesini sağlamış olsa da, Maricarmen evine dönemeden 7 Ekim’de hayatını kaybetmişti. Söz konusu tarihlerin arasında yaşanan önemli gelişme ise 29 Eylül’de Bakanlar Kurulu çeşitli tedbirler içeren iki adet konut kararnamesini onaylanmışken, 2 Ekim’de Kongre tarafından reddedilmişti. Ret kararı ile eylemler büyümüş ve 5 Ekim’de Başbakan Pedro Sanchez tarafından erken genel seçim duyurulmuştu (El Debate, 2026).
Çalışmanın sınırlarını ve okunabilirliğini korumak açısından aktif olarak devam eden eylemlerin kronolojisinin ve detaylarının üzerinden atlayarak reddedilen iki kararnameyi ve eylemcilerin taleplerini incelemek bütünlük açısından daha iyi olacaktır. Bahsi geçen kararnameler 29 Eylül 2026 tarihli 26/2026 ve 27/2026 sayılı Kraliyet Kararname-Kanunu düzenlemeleridir. Detaylı incelendiğinde 26/2026 sayılı kararnamenin spekülasyona ve tahliyeye karşı koruma sağlamak amacı barındırırken, kira artış sınırı, vergi ve mali teşvik düzenlemeleri içerdiği görülmektedir. İlgili kararnamede ucuza toplu konut alımının önüne geçilmesi, savunmasız kiracıların koruma mekanizmalarının geliştirilmesi, kiracıya satın alma önceliği, kamu konutu mekanizmaları, kredi destekleri gibi önlemler ve teşvikler öne çıkmaktadır (BOE, 2026a). 27/2026 sayılı kararname ise minimum sürenin dolması durumunda sözleşme sürecine dair bir düzenlemeyi ifade etmektedir. İlgili kararnameye göre minimum sürenin ardından sözleşme taraflardan biri aksini bildirmediği takdirde sözleşme aynı süre için otomatik olarak uzatılacaktır. Buna ek olarak ev sahibinin bildirim süresi 4 aydan 6 aya çıkarılırken, kiracının 2 ay olan süresi aynı kalmıştır. Ayrıca ev sahibi taraf yenilememesi halinde kiracıya 12 aylık tazminat ödemekle yükümlü kılınmıştır (BOE, 2026b). Kararnamelerden ilki PP, Vox ve Junts’un karşı oylarıyla, ikincisi ise bunlara PNV, Coalición Canaria ve UPN’nin de katılmasıyla reddedilmiştir (Informativos Telecinco, 2026).
Bunun üzerine Kiracı Sendikaları Konfederasyonu (CSI), UGT, CCOO, CGT, CNT, Solidaridad Obrera ve Co.Bas, 7 Ekim 2026'da genel grev kararı aldıklarını duyurdu. Örgütler ideolojik olarak oldukça geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. CSI, güvenli ve uygun konut hakkını savunan bir taban örgütü olarak kendini tanımlamaktadır (CSI, 2026). UGT, ülkenin en büyük iki sendikasından biridir ve kendisini ilerici, demokratik ve bağımsız bir örgüt olarak tarif etmektedir (UGT, 2026). Sosyalist partilere yakınlığı ve komünist kökleriyle bilinen CCOO ise sınıf temelli, katılımcı bir toplum inşasını hedeflemektedir (CCOO, 2026). CGT ve CNT anarko-sendikalist çizgidedir. CGT siyasi partilerden ve gruplardan bağımsızlığı savunurken (CGT, 2026), Birinci Enternasyonal’in mirasçısı olduğunu söyleyen CNT devletten ve işverenlerden fon almayı, parlamentoya ve iş yeri seçimlerine katılmayı reddetmektedir (CNT, 2026). Solidaridad Obrera, bu iki anarşist çizginin ortasında CGT’den ayrılarak daha radikal bir çizgi izlemektedir. Aynı şekilde kurumları ve fonları reddederken CNT’den farklı olarak iş yeri komitelerine katılmaktadır (INICIO, 2026). Co.Bas ise CCOO’nun eleştirel kanadından kopan, sınıf analizine dayanan Marksist bir sendikadır ve reformist sendikacılığı sert biçimde eleştirmektedir (Co.Bas, 2026).
11 Kasım’da 24 saat süreyle olması planlanan bu grevin sloganı Maaşlar-Konut-Fiyatlar şeklindedir. Grevin talepleri konut bağlamında kira ve konut fiyatlarında düşüş, süresiz kira sözleşmesi, tahliyelerin durdurulması, spekülatif alımların yasaklanması, servet vergisi ile kamu konutları stoku ve boş konutların ve fonlardaki konutların kamuya aktarılması olarak sıralanmaktadır. Devamındaki talepler ise şöyle: maaşlara zam, mesai saatlerinin azaltılması, iş güvenliğinin iyileştirilmesi, güvencesiz çalıştırılmanın ortadan kaldırılması, toplu sözleşme engellerinin kaldırılması, fiyat artışlarının kontrol altına alınması (Canales, 2026).
Değerlendirme ve Sonuç
Engels’in Konut Sorunu’nda sunmuş olduğu analiz yöntemini ve sağladığı imkânları kullanarak İspanya’da söz konusu eylemlerin ve grev kararının taleplerini incelemeyi deneyebiliriz. Yukarıdaki paragrafta sıraladığımız taleplerin hedeflediği yer neresi sorusu, bu incelemeyi mümkün kılacaktır. Belirlediğimiz bu ölçütle talepleri üç ayrı grupta toparlayabiliriz; kira ve konut ücretlerinin düzenlenmesi talebi, konutun meta olma niteliğine karşı talepler ve ücret ve çalışma koşullarına ilişkin talepler.
Birinci grup altına sıralayabileceğimiz kira ve konut ücretlerinin düzenlenmesi talepleri, Engels’in ifade ettiği meta ilişkisinin bir çıktısı olarak tarif edilmektedir (Engels, 2020: 31-32). Kira bedellerine yapılacak düzenleme, sorunun kaynağında –üretim biçimi, mülkiyet ilişkileri— bir değişimi değil iyileştirmeyi, ötelemeyi hedeflemektedir. Bu haliyle mevcut taleplerin karşılanması durumunda bir süreliğine rahatlama hissedilecek olsa da özünde sorun gizlenmiş veya ötelenmiş olacaktır. Süresiz kira sözleşmesi ve tahliyelerin durdurulması talebi ise birinci grupta değerlendirilebilecek özellikler içermektedir fakat kendine özgü bir dipnota sahiptirler. Engels, burjuva yöntemlerle işçileri ev sahibi yapmanın, onları toprağa zincirleyeceğini, grev ve eylem yapma reflekslerini ellerinden alacağını ifade etmektedir (Engels, 2020: 67). Sözleşme uzatma talebi konutun meta olma özelliğine ve mülkiyete nesne olma vasfına dair eleştiri içermemekle birlikte kiracılara mülkiyetsiz güvence talebini ifade etmektedir. Taleplerin kiracılar adına güvence niteliğinde olması, özellikle genç kuşaklar arasındaki ev sahipliği oranında görülen büyük düşüş (%65’ten %40’a) ve genç bireylerin aile evinden ayrılma yaşlarının 30’a yükselmesi (Caro, 2026) ile birlikte okunduğunda yine benzer şekilde sorunun kaynağını hedeflemeyen, aksine acil taleplere yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu bu talepler, kazanım elde edildiği senaryoda mücadeleyi büyütmek için imkânlar sunabilecek nitelikteyken bu haliyle kalırsa kısa süre içerisinde sorunu tekrarlayacak özellikler taşımaktadır.
İkinci grup olan konutun meta olma niteliğine karşı olan talepleri şöyle sıralamamız mümkündür: spekülatif alımların yasaklanması, servet vergisi ile kamu konutları stoku, boş konutların ve fonlardaki konutların kamuya aktarılması. 2008 yılından itibaren konut, İspanya’da yatırım fonları ve sermayedarlar için yatırım aracı haline gelmiş, bu vesileyle de tekelleşmişti (Lorenzo, 2026). Spekülatif alımların yasaklanması talebi, konutların yatırım aracı olma özelliğinden sıyrılmasında rol oynama imkânı tanımaktadır. Devamında servet vergisi ile toplu kamu konutu, belirli bir konut kümesini alım-satım denkleminin dışına taşıyacaktır fakat kalan konutlar adına mevcut ilişkiler devam edeceği için piyasa kuralları işlemeye devam edecektir. Engels’in ifade ettiği çözüme –emekçi sınıfın iktidarı ele geçirmesi ve sömürüye son vermesi— en yakın talep, boş konutların ve fonlardaki konutların kamuya aktarılması talebidir. Bu talep yakın olarak tarif edilebilir çünkü talebin kendisi mevcut haliyle doğrudan iktidar hedefi taşımamakta ve mülkiyeti hedef almamaktadır. Reddedilen 26/2026 ve 27/2026 sayılı kararnamelerin içeriklerinde kamulaştırmaya dair hiçbir içerik olmamasına rağmen reddedilmiş olması esasında konut sorunu ile iktidar sorunu arasındaki bağıntıya işaret etmektedir.
Üçüncü grupta değerlendireceğimiz talepler ise ücret ve çalışma koşullarına ilişkin talepleri içermektedir: maaş zammı, mesai saatlerinin düşürülmesi, iş güvenliğinin artırılması, güvencesiz çalışmanın sona ermesi ve toplu sözleşme engellerinin kaldırılması. Engels’in açtığı izlek takip edildiğinde, konut sorunu çözüldüğünde toplumsal sorun çözülemez, toplumsal sorun çözüldüğünde konut sorunu çözülür denklemiyle karşılaşılmaktadır (Engels, 2020: 72). Dolayısıyla Engels, toplumsal problemleri tek tek çözmeyi değil, toplumsal sorun olarak tarif ettiği üretim biçimini topyekûn ortadan kaldırmayı işaret etmektedir. Bunu kendi sözleriyle açıklamamız gerekirse özü şudur:
“İşçilerin bugünkü rezil barınma koşullarının bana “önemsiz bir ayrıntı” gibi göründüğü iması hakkında da kendimi savunma gereği hiç görmüyorum. … Ama “konut sorunu”nu çözmek elbette hiç aklıma gelmiyor; aynı şekilde, daha önemli olan yiyecek sorununun çözümünün ayrıntılarıyla da hiç ilgilenmiyorum. Modern toplumumuzun üretiminin, toplumun tüm üyelerine yeterli miktarda yiyecek sağlayabilecek durumda olduğunu ve çalışan kitlelere geçici olarak ferah ve sağlıklı barınma yerleri sağlamaya yetecek kadar evin bulunduğunu kanıtlayabilmem benim için yeterli.” (Engels, 2020: 133).
Velhasıl, söz konusu taleplerin heterojen bir yapıda olduğu görülmektedir. Taleplerin bir bölümü kiracılığın güvencesini sağlamayı hedeflerken, ücret ve çalışma şartlarına dair talepler ise konut sorununu üretim biçiminin sebep olduğu diğer sorunlarla birlikte ele almaktadır. 26/2026 ve 27/2026 sayılı kararnamelerin içeriğinde kira sözleşmeleri, vergi, kamu konutu ve kredi desteklerine dair düzenlemeler olmasına rağmen reddedilmesi ise bizi iktidar sorunu tartışmalarına götürecektir. Buradan hareketle, konut sorununun Engels’in tarifiyle bir üretim biçimi meselesi olduğunu lafı dolandırmadan söylememiz gerekmektedir. Dolayısıyla siyasal iktidarın, parlamento kararlarının, insan haklarının ve hukukun bu meseleyi neresinden tuttuğu sorusuna verilecek cevaplar yine bu doğrultuda olacaktır. “İnsanlar, hayvanlar dünyasından geldiklerini unuttukları gibi hukuklarının kendi iktisadi yaşam koşullarından türediğini de unutur.” (Engels, 2020: 121).
İdeolojik olarak egemenler tarafından inşa edilmiş olan kavram ve aygıtlar, mesele üretim biçiminin motor aygıtlarına geldiği zaman silikleşip, üzerinden atlanabilir bir hale gelebilmektedir. İspanya örneğinde de mülkiyet hakkı ile barınma hakkı arasındaki çatışmayı bu perspektiften ele almak mümkündür. Liberal öğretinin kent literatürünü bir yerel yönetim hizmeti sirkine çevirmesinden tutalım da, meselenin nedenlerine ve sonuçlarına kadar her zerresinde içinde yaşadığımız üretim biçiminin ve toplumsal ilişkilerin rolünü görmekteyiz. Son kertede, ilerleyen zamanda İspanya’da neler olacağını yaşayıp göreceğiz. Ama bir nihai hedef belirlenmesi gerekecekse pusula üretim biçimini göstermek üzere ayarlanmalıdır.
Kaynakça
BOE, (2026a), Real Decreto-ley 26/2026, de 29 de septiembre, por el que se adoptan medidas urgentes para la protección de la función social de la vivienda y la ampliación de la oferta de vivienda asequible, https://www.boe.es/diario_boe/txt.php?id=BOE-A-2026-20266, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).
BOE, (2026b), Real Decreto-ley 27/2026, de 29 de septiembre, por el que se adoptan medidas urgentes para reforzar la estabilidad de los contratos de arrendamiento de vivienda habitual., https://www.boe.es/buscar/doc.php?id=BOE-A-2026-20385, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).
Canales, A., (2026), 11N: huelga general contra la especulación y por salarios que permitan vivir dignamente, https://noticiasobreras.es/2026/10/11n-huelga-general-contra-la-especulacion-y-por-salarios-que-permitan-vivir-dignamente/, (Erişim Tarihi: 12.10.2026).
Caro, N., (2026), La propiedad entre hogares jóvenes se desploma 24 puntos desde 2008: solo el 40% tiene casa propia, https://www.infobae.com/espana/2026/06/05/la-propiedad-entre-jovenes-se-desploma-24-puntos-desde-2008-solo-el-40-tiene-casa-propia/, (Erişim Tarihi: 11.10.2026).
CCOO, (2026), Quıenes Somos, https://www.ccoo.es/Nuestra%C2%B7organizacion/Quienes_somos, (Erişim Tarihi: 12.10.2026).
CGT, (2026), Quiénes somos, https://cgt.es/cgt/quienes-somos/, (Erişim Tarihi: 12.10.2026).
CNT, (2026), Qué es CNT?, https://www.cnt.es/que-es-cnt/, (Erişim Tarihi: 12.10.2026).
COBAS, (2026), Quiénes somos, https://www.cobas.org/qui%C3%A9nes-somos, (Erişim Tarihi: 12.10.2026).
CSI, (2026), Qué queremos?, https://poderinquilino.org/que-queremos/, (Erişim Tarihi: 12.10.2026).
El Debate, (2026), Cronología del caso Maricarmen: del desahucio a una huelga inédita antes de una campaña electoral, https://www.eldebate.com/economia/20261008/cronologia-caso-maricarmen-desahucio-huelga-inedita-antes-campana-electoral_467468.html, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).
Engels, F. (2020), Konut Sorunu, (çev. Erkin Özalp), İstanbul, Yordam Kitap.
Harvey, D., (2015), Asi Şehirler: Şehir Hakkından Kentsel Devrime Doğru, (çev. Ayşe Deniz Temiz), İstanbul, Metis Yayınları.
INICIO, (2026), Presentacion, https://www.solidaridadobrera.org/confederal/presentacion/, (Erişim Tarihi: 12.10.2026).
INE, (2026), Índice de Precios de Vivienda (IPV). Base 2025, https://www.ine.es/dyngs/Prensa/IPV2T26.htm, (Erişim Tarihi: 22.10.2026).
Informativos Telecinco, (2026), Caen los dos decretos de vivienda en el Congreso: una derrota anunciada que será bandera electoral para Sánchez, https://www.telecinco.es/noticias/espana/20261002/caen-dos-decretos-congreso-derrota-anunciada-sera-convertida-bandera-electoral-pedro-sanchez_18_020337241.html#utm_source=card&utm_medium=apoyo_editorial, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).
Lefebvre, H., (2025), Şehir Hakkı, (çev. Işık Ergüden), İstanbul, Sel Yayıncılık.
Lorenzo, M., R., (2026), Claves de la crisis de la vivienda en España: más hogares, poca construcción y menos vivienda pública, https://verifica.efe.com/claves-vivienda-espana-alquilar-comprar/, (Erişim Tarihi: 11.10.2026).
Onur, C., (2026). Kent Kimin? İspanya’da Kiracıların İsyanı ve Friedrich Engels’in Güncelliği,https://bianet.org/yazi/kent-kimin-ispanya-da-kiracilarin-isyani-ve-friedrich-engels-in-guncelligi-324338, (Erişim Tarihi: 14.10.2026).
UGT, (2026), Qué es UGT?, https://www.ugt.es/que-es-ugt, (Erişim Tarihi: 12.10.2026).