Su, Sermaye ve Hegemonya: İstanbul Uluslararası Su Forumu’na Eko-Marksist Bir Eleştiri
Yazı

Su, Sermaye ve Hegemonya: İstanbul Uluslararası Su Forumu’na Eko-Marksist Bir Eleştiri

02 Haziran 2026
Yazan: Erhan Kızıl

Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen 5. İstanbul Uluslararası Su Forumu, su krizini ekolojik ve toplumsal bağlamından kopararak teknik bir yönetim ve finansman problemine indirgeyen neoliberal hegemonyanın rıza üretim merkezi olarak işlev görmüştür. Forumda öne çıkan yönetişim, dirençlilik ve inovasyon gibi söylemler, suyun evrensel bir hak olmaktan çıkarılıp sermayenin “çıkar birliği” içinde metalaştırıldığı ve insan-doğa arasındaki metabolik yarılmanın derinleştiği bir süreci meşrulaştırmaktadır. Bu yazı, forumun sunduğu teknokratik vaatlerin ardındaki hegemonik yapıları deşifre ederek, suyun piyasa mekanizmaları aracılığıyla stratejik bir sermaye alanına dönüştürülme pratiklerini Eko-Marksist bir perspektifle eleştirel bir zeminde analiz etmeyi amaçlamaktadır.

Suyun Metalaşmasının Teorik ve Tarihsel Temelleri

Neoliberal sermaye birikim modeli olarak tanımladığımız bu çağda, her türlü müşterek alanın ve doğal kaynağın bir şekilde metalaştırıldığını görüyoruz. Bu metalaşma furyasından en hayati şekilde etkilenen varlıklardan biri de su olmuştur. Eko-Marksist bir bakış açısıyla bu süreç, sermaye birikiminin insan ile doğa arasındaki yaşamsal etkileşimi bozarak yarattığı “metabolik yarılma” (metabolic rift) [1] olgusunun su alanındaki bir tezahürüdür. Su kullanım hakkını, pozitif bir haktan ziyade negatif bir hak statüsünde değerlendiren neoliberal yaklaşım; insanın suya olan yaşamsal ihtiyacını bir “hak” değil, piyasa aracılığıyla karşılanması gereken bir “gereksinim” olarak kodlamaktadır. Bu gereksinimlerin karşılanmasının tamamen piyasa dinamiklerine bırakılması gerektiği fikri ise suyun bir meta olarak neoliberal yönetişim ağlarına dâhil edilmesinin temel ideolojik çerçevesini oluşturmaktadır. Suyun metalaşması, sermaye birikim sürecinin insan ile doğa arasındaki yaşamsal etkileşimi (metabolizmayı) kopararak suyu, ekolojik döngüsünden ayırıp piyasanın çizgisel ve kâr odaklı mantığına hapsetmesi anlamına gelmektedir. Bu çalışma ise piyasa mekanizmaları ile yönetim pratikleri aracılığıyla kurulan neoliberal hegemonyanın görünürlük kazandığı örnek bir forumu eleştirel biçimde inceleme çabasındadır.

Bu çerçevede bir yandan en temel hak olarak nitelendireceğimiz eğitim, sağlık, su gibi alanlar yeni sermaye modelinin birer parçası olmaya başlarken diğer yandan ortaya çıkan bu alanların yönetilmesi için sermayenin “çıkar birlikteliği” ortak hareket alanlarını oluşturmuştur. Bu süreç, ortak bir müşterek olan suyun çevrelenmesiyle suyun sermaye ve yönetimle ilişkilendirmiştir. Su yönetimine sermayenin dâhil edilmesi, özel sektörün katılmasıyla suyun metalaşmasına ve ticarileşmesine zemin hazırlamıştır. Bu sadece piyasanın kendi kendini düzenlemesiyle oluşmamış, su kaynaklarının yönetimi ve suyun metalaşması için çok uluslu su şirketlerinin desteğiyle küresel ve bölgesel aktörler “çıkar birliğine” varmışlardır. Bu dönemde, su sermayesinin yönetimi ve toplumsal hegemonyanın sağlanması için çok sayıda ulusal ve uluslararası kuruluş ön plana çıkmıştır. Dünya Su Konseyi, Küresel Su Ortaklığı, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar, suyun piyasalaştırılması ve neoliberal su yönetişimi tartışmalarında öne çıkmıştır.  Ülkelerin su politikalarına direkt etki eden bu kurumlar tarafından düzenlenen su forumları, yalnızca politika tartışma platformları olmayıp aynı zamanda küresel su yönetimine ilişkin söylemlerin üretildiği, belirli yönetim anlayışlarının meşrulaştırıldığı ve hegemonik politikaların yeniden inşa edildiği alanlar olarak işlev görmektedir. 

Sanayileşme, büyük baraj projeleri ve modern tarımın yayılmasıyla birlikte 20. yüzyılda kalkınma politikalarının merkezine yerleşen su, 1980’lerde neoliberal politikaların küresel ölçekte genişlemesiyle, su altyapıları piyasalaşması ve kamu hizmetlerinin özelleşmesiyle su yönetimi, ekonomik ve finansal bir alan haline gelmiştir. Soğuk Savaş sonrası kurulan neoliberal birikim modeline dayalı Yeni Dünya Düzeniyle, suyun metalaşması hızlanmıştır. Keza Soğuk Savaştan hemen sonra 1992’de BM tarafından düzenlenen Dublin Su ve Çevre Uluslararası Konferansı,[2] suyun ekonomik bir mal olarak tanımlanması bakımından metalaşma sürecinde önemli bir dönüm noktası olurken, Konferansta su kıtlığı küresel bir kriz olarak ele alınmış ve su kaynaklarının daha etkin yönetilmesi gerektiği vurgulanmıştır.1996’da hükümetler, su sektöründeki çok uluslu şirketler ve uluslararası örgütlerin kurduğu Dünya Su Konseyi[3], sahip olduğu etki ve uluslararası ağı aracılığıyla özel su hizmetlerinin dünya genelinde devlet politikalarına entegre edilmesini teşvik etmektedir. 

Bu süreçle birlikte su yönetimi; yatırım, teknoloji, yasal düzenleme ve kurumsal dönüşüm politikaları üzerinden yeniden şekillenmiştir. Böylelikle su, artan ekolojik krizler ve kıtlık koşullarında yalnızca yaşamsal bir ihtiyaç olmaktan çıkmış ve altyapı, enerji ve finans politikaları üzerinden ekonomik değer üreten stratejik bir sermaye alanına dönüşmüştür. Bu dönüşüm, suyun doğal havzalarından koparılarak kentsel ve endüstriyel merkezlerin emrine sunulmasıyla ekolojik bir yarılmayı derinleştirmiştir. Büyük altyapı projeleri, suyun doğadaki çevrimini sermayenin çevrimiyle uyumlu hale getirmeye çalışırken, ekosistemin kendini yenileme kapasitesinde telafisi güç kopuşlar yaratmaktadır. Uluslararası aktörler, kurum, kuruluşlar ve forumlar bunları düzenleyen mekanizmalar halini almıştır. Nüfus artışı ve üretim araçlarında suya olan ihtiyacın giderek artması ve suyun “kıt bir kaynak” olması, suyun ekonomik ve stratejik değerinin artmasına sebep olmuştur. Bu dönüşüm de sermaye ve yönetişim mekanizmalarının suya yönelmesini hızlandırılmıştır.  

Hegemonya ve Rıza Üretimi: 5. İstanbul Uluslararası Su Forumu ve Aktörleri

Yukarıda bahsedilen yönetişim ağının ve sermaye piyasasının bölgesel ölçekteki önemli örneklerinden biri olan ve 2009’da ilk formunu hayata geçiren İstanbul Uluslararası Su Forumu (İUSF), suyun sürdürülebilir yönetimine odaklan maktadır. İUSF üç yılda bir her Dünya Su Forumu’ndan bir yıl önce İstanbul’da düzenlenmektedir. Bu çerçevede, İstanbul Uluslararası Su Forumu’nun 5.’si “Su Dirençliliğini Güçlendirmek: İnovasyondan Eyleme” ana temasıyla 5-6 Mayıs 2026’da gerçekleşmiştir. Suyun sürdürülebilir yönetimine odaklanan İUSF, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nde gerçekleşecek 2026 BM Su Konferansı ve Suudi Arabistan’da düzenlenecek 2027 Dünya Su Forumu gibi küresel süreçlere katkı sağlamayı, ileriye dönük fikirler ve uygulanabilir öneriler sunmayı hedeflemektedir.[4] Forum, bu amaç doğrultusunda, 4 ana tema altında farklı disiplinlerden ve bölgelerden paydaşları (karar alıcıları) bir araya getirmiştir. Temalara baktığımızda ise birinci tema dirençlik için su diyaloğuna odaklanarak, su krizinin çözümünü uluslararası iş birliği, yönetişim ve diplomasi üzerinden kuruyor. İkincisi, su altyapılarının finansmanı, dijitalleşme ve teknoloji odaklı çözümler öne çıkaran İklim Dirençli Su Yönetimi için Finansman ve İnovasyon temasıdır. Üçüncüsü, Tek Su – Tek Sağlık temasıyla su, insan sağlığı, çevre ve ekosistem ilişkisini birlikte ele almış. Sonuncusu ise, Çatışan Çıkarların Ötesine Geçmek: Su–Enerji–Gıda–Ekosistem (WEFE) Bağıntısını İleriye Taşımak teması altında su, enerji, tarım ve ekosistem arasındaki ilişkiyi “entegre yönetim” anlayışıyla ele almıştır. Yüzden fazla konuşmacının, 18 tematik ve özel oturumun yer aldığı forumda dört tane de üst düzey oturum yapılmıştır. 

Forumun açılış konuşmasını, “Cep telefonu ya da elektriğe ödeme yapmamayı hayal edebilir misiniz?”[5] sözüyle hafızlara yer edinmiş ve Dünya Su Forumlarında suyun yönetişimi, finansmanı ve “su güvenliği” üzerine yaptığı açıklamalarla dikkat çeken Dünya Su Konseyi Başkanı Loïc Fauchon yapmıştır. Marsilya Su Şirketi’nin (Société des Eaux de Marseille) eski başkanı ve yöneticisi olan Fauchon[6], “Türkiye’nin su yönetimi deneyimine ihtiyacımız var” diyerek ülkenin su politikalarını överken, aynı zamanda su krizini, kamusal hak ekseninden ziyade finansman, teknoloji ve küresel yönetişim çerçevesinde ele almaktadır. Böylelikle sık sık suyu, neoliberal yönetim mantığı içinde yeniden tanımlamaktadır. Bu yaklaşımın yerel yansıması, su hizmetlerinin bir “kamusal hak” olmaktan çıkarılıp, maliyet odaklı fiyatlandırmalarla “müşteri” ilişkisine dönüştürülmesidir. Fauchon’un su faturasını elektrik ve telefon faturasıyla bir tutan mantığı, yerel su yönetimlerinin finansallaşma sürecine ideolojik bir zemin sunmaktadır.

Forumun ana çerçevesini belirleyen bir diğer isim Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı olmuştur. Meseleyi ekonomik-politik bir sorun olmaktan çıkarıp teknik yönetim problemi olarak ele alan Yumaklı, “krizlere karşı dirençli, esnek ve proaktif yapılar kurulması” gerektiğini vurgulayarak, su sorununu toplumsal eşitsizlik, özelleştirme ya da ekolojik tahribat bağlamında değil; daha çok “kriz yönetimi” ve “dirençlilik” diliyle ele almıştır. Bakan Yumaklı konuşmasında sıklıkla, “küresel birliği”, “ortak akıl”, “çok paydaşlı yapı”, “uluslararası diyalog” kavramlarına yer vererek, klasik devlet mantığından ziyade, devletler, uluslararası kuruluşlar ve özel sektörün birlikte hareket ettiği neoliberal bir yönetim ağına işaret etmiştir. Nihayetinde Bakan Yumaklı’nın konuşmaları, su krizini “yönetilebilir bir risk” olarak çerçeveleyen, teknoloji ve finansman temelli çözümleri önceleyen ve uluslararası yönetişim mekanizmalarını öne çıkaran bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu çerçeve, su krizinin kamusal hak ve ekolojik adalet boyutlarını ikincil plana itmektedir. Ancak bu “dirençlilik” söylemi, İstanbul’un hayati su havzalarının (Kuzey Ormanları gibi) mega projeler ve imar baskısıyla tahrip edilmesi gerçeğiyle çelişmektedir. “Yönetilebilir risk” kavramı, bu havzalardaki ekolojik yıkımı durdurmak yerine, yıkımın sonuçlarını teknolojik yatırımlarla telafi etmeye çalışan neoliberal bir stratejiyi yansıtmaktadır.

Bu kısa yazıda tüm panel ve konuşmacıların tek tek söylem analizini yapmak maalesef mümkün değildir. Ancak genel olarak Foruma bakıldığında, eleştirilerin başında temsiliyet sorunu gelmektedir. Suyun akış yönüne karar verebilme yetkisine sahip bürokrasi ve sermaye sahipleri Forumun bizzat merkezinde yer alırken, suyun akışında kalan ve en çok etkilenenler ve temsilcileri ise Forumda söz hakkı bulamamıştır. Dahası Forum, soru-cevap ya da açık tartışma alanlarının olmaması, uzmanlar, bürokratlar, şirket temsilcileri ve uluslararası kuruluşlar etrafında örgütlenen, bilgiyi tartışmaya açık bir kamusal mesele olmaktan çıkarıp “uzmanlık alanı” hâline getiren bir nitelik taşımaktadır. İkincisi rıza üretme aracı olan bu tarz forumlarda, 5. Uluslararası Su Forum’u da nasibini alarak, sadece bürokrasi ve sermaye temsilcilerine söz hakkı vererek çatışmalı politik tartışmalar yerine “ortak çözüm”, “iş birliği” ve “paydaş uzlaşısı” söylemi üzerinde hegemonya kurmuştur. Katılım söylemine rağmen tartışmadan çok uzlaşı üretmeye odaklanan forumda, soru ve eleştiri mekanizmalarının sınırlı kalması (hatta olmaması), su yönetimine ilişkin hegemonik neoliberal söylemin tartışmaya açılmadan yeniden üretilmesine hizmet etmiştir. 

Teknokratik Söylemler ve Doğanın Finansallaşması: Su Güvenliği ve WEFE Nexus

Forumda genelde, su güvenliği, su diplomasisi, iklim dirençliliği, finansman mekanizmaları, inovasyon, entegre su yönetimi ve su-gıda-enerji bağıntısı kavramları sıkça yer bulmuştur. Suyun güvenlik meselesine dönüştürülmesi bu tarz forumların en dikkat çekici yanını oluşturmaktadır. Örneğin dönemin Dünya Bankası yardımcısı Ismail Serageldin’in, “20. yüzyılın savaşlarının çoğu petrol üzerineydi” tespitinden sonra devam eder “eğer suyu yönetme şeklimizi değiştirmesek, 21. yüzyılın savaşları su üzerine olacaktır”[7]  uyarısını yapar. “Su güvenliği” söyleminin temel referansı haline gelen bu açıklama, daha sonraki dönemde uluslararası su yönetişimi, risk yönetimi ve çok paydaşlı yönetim modellerinin meşrulaştırılmasına söylemsel zemin hazırlamıştır. Bu çerçevede uluslararası su politikalarında giderek merkezî bir konuma yerleşen “su güvenliği” kavramı, toplumların, ekonomilerin ve devletlerin yeterli miktarda suya kesintisiz erişimini garanti altına alma hedefi olarak tanımlanmaktadır. İçme suyuyla sınırlı kalmayan bu tanımlamada, su güvenliği daha çok tarımsal üretimin devamı, enerji üretimi ve ekonomik büyümenin sürdürülmesi gibi hedeflerle anılmaktadır. Böylelikle su artık yaşamsal bir hakkın ütesine geçerek ekonomik ve stratejik bir “güvenlik meselesi” olarak tanımlanmıştır. Keza forum boyunca dikkat çekici bir biçimde “Kim suya erişemiyor?” sorusu hiç sorulmazken, “Sistemin su arzı nasıl sürdürülebilir?”  sorusu Forumun merkezinde yer almıştır.

Oturumlarda sıkça vurgulanan “finansman” ve “inovasyon” söylemleri de oldukça önemlidir. Su altyapıları, dijital teknolojiler, veri sistemleri, akıllı sulama ve büyük yatırım projeleri çözüm olarak sunulmuştur. Bu durum su yönetimini kamusal hizmet olmaktan çıkarıp yatırım ve teknoloji alanına dönüştürmektedir. Özellikle kamu-özel ortaklıkları ve özel sektör yatırımları burada merkezi rol oynamaktadır. Eleştirel literatürde bu süreç, suyun finansallaştırılması ve sermaye birikim alanına dönüşmesi olarak yorumlanır. Forumda dikkat çeken diğer bir konu ise, Su-Enerji-Gıda-Ekosistem (WEFE Nexus) yaklaşımı olmuştur.[8] Son yıllarda uluslararası su forumlarında en çok öne çıkan kavramsal çerçevelerden biri olan WEFE yaklaşımı, su, enerji, tarım ve ekosistemlerin birbirinden bağımsız olmadığı bu nedenle birlikte yönetilmesi gerektiği anlayışı üzerine kurulmuştur. Bu sebeple WEFE yaklaşımı, doğayı “ortak yaşam alanı” olmaktan çok, yönetilmesi gereken birbirine bağlı kaynak sistemleri olarak ele alma eğilimindedir. Böylelikle bir nehir ekolojik varlık, kültürel yaşam alanı ve kamusal müşterek olmaktan çok enerji, üretim kapasitesi, sulama potansiyeli ve ekonomik verimlilik değeri üzerinden değerlendirilmeye başlanır. Bu durum, Türkiye’deki akarsuların neredeyse tamamının HES projeleriyle “enerji potansiyeli” olarak kodlanmasının ideolojik temelidir. Forumda savunulan WEFE yaklaşımı, aslında kapitalizmin yarattığı metabolik yarılmayı ortadan kaldırmayı değil, bu yarılmayı teknolojik araçlarla “yönetilebilir” kılarak doğayı daha yoğun biçimde ekonomik hesaplamaların içine çekmeyi hedeflemektedir. Doğayı birbirine bağlı “kaynak sistemleri” olarak kodlayan bu teknokratik dil, suyun toplumsal bir müşterek ve ekolojik bir varlık olma niteliğini bu yarılmanın gölgesinde bırakmaktadır. Karadeniz’den Doğu ve Güneydoğu’ya kadar pek çok vadide nehirlerin borular içine alınması, kaynağında da belirtildiği üzere, suyun kültürel ve ekolojik kimliğinden koparılarak sadece bir “kaynak sistemi” olarak görülmesinin somut bir sonucudur.

Sonuç olarak, 5. İstanbul Uluslararası Su Forumu, suyun evrensel bir hak ve ekolojik bir müşterek olmaktan çıkarılarak “yönetilebilir bir risk” ve stratejik bir sermaye alanına dönüştürülme sürecinin hegemonik bir yansımasıdır. Bilginin uzmanlık tekeline alınarak kamusal tartışmanın dışına itilmesi ve suyun akışından bizzat etkilenen toplumsal kesimlerin temsiliyetten mahrum bırakılması, su krizine karşı gerçek çözümün piyasa odaklı yönetişim ağlarında değil; suyun piyasa dışı bir müşterek ve ekolojik bir varlık olarak yeniden savunulmasında yattığını açıkça ortaya koymaktadır.


[1] Temelleri Karl Marx’a dayanan ve John Bellamy Foster tarafından geliştirilen bu kavram, sermaye birikim sürecinin insan ile doğa arasındaki yaşamsal etkileşimi (metabolizmayı) bozarak yarattığı kopuşu ifade eder. Bu süreçte su gibi doğal varlıklar, kendi ekolojik döngülerinden koparılarak piyasanın kâr odaklı ve çizgisel mantığına hapsedilir. Sonuç olarak, suyun bir "hak" olmaktan çıkıp ticari bir "meta" haline gelmesiyle birlikte, doğanın kendini yenileme kapasitesinde telafisi güç yarılmalar ve ekolojik kopuşlar meydana gelir. Bkz. Foster, J. B. (1999). Marx’s theory of metabolic rift: Classical foundations for environmental sociology. American Journal of Sociology, 105(2), 366-405.

[2] ICWE (International Conference on Water and the Environment). (1992). The Dublin statement on water and sustainable development. Dublin, Ireland.

[3]World Water Council. (2000). World water vision: Making water everybody's business. Earthscan Publications.

[4] https://iusf.org.tr/uploads/5-iusf-kavram-kagidi.pdf

[5] https://www.irishtimes.com/news/environment/absence-of-water-charges-a-rarity-says-world-water-council-chief-1.4473490?utm_source=chatgpt.com 

[6] https://iwraonlineconference.org/loic-fauchon/

[7] Connell, DanielWater wars, maybe, but who is the enemy?, https://openresearch-repository.anu.edu.au/items/26825abc-f1e6-4a4b-913a-e5251d93052e,  ET: 20.05.2026.

[8] Hoff, H. (2011). Understanding the Nexus: Background Paper for the Bonn2011 Conference: The Water, Energy and Food Security Nexus. Stockholm Environment Institute.

Kategoriler
Kategori yok
← Ana sayfaya dön