Birikim ve Yargı Yetkisi

Birikim ve Yargı Yetkisi

Aralık 5, 2022 0

Chloe Jones 

Çev. Emrah Denizhan

Rosa Luxemburg’un en büyük katkılarından biri, kapitalizmin kendisinden önceki üretim sistemlerinden dahi daha şiddetli bir rekabet alanında varlığını sürdürdüğüne ilişkin ısrarıydı. Öyle ki, şiddetin ancak küresel kapitalizmin gelişmesiyle büyüdüğünü belirterek kapitalizmden önceki üretim sistemlerinin daha şiddetli bir rekabet alanında var olduğuna ilişkin iddianın tersini iddia etmişti.[1] Luxemburg, ilkel birikimin devam eden bir süreç olduğu (evvelemirde ilkel birikimin Kapital’de bahisten düşmüş olduğu düşünülsün ya da düşünülmesin) iddiasını yeniden elden geçirerek, güç ve baskı unsurlarının nasıl da kapitalist yeniden üretimin yapısal bileşenleri olduğuna dair zaman içinde kapitalist şiddetin sürekliliğiyle ilgilenen çok sayıda düşünür tarafından da tanzim edilmiş bir noktayı açığa çıkarır. Hatta, Étienne Balibar gibi bazı düşünürler, Luxemburg’u, şiddetin doğasının bir teorisyeni olarak Benjamin gibi düşünürlerle birlikte ele alacak kadar ileri gitmiştir.[2] Luxemburg şüphesiz kapitalizmin birikim koşullarının “kan ve çamur içinde” yeniden oluşturulma gereksinimi üzerine keskin bir kavrayışa sahipti, ancak onun birikim teorisi, emperyalist devletlerin şiddeti sınırlamak ve hatta dizginlemek için hukuki ve politik çerçeveler oluşturma biçimlerine dikkat çekmesi bakımından da aynı derecede benzersizdir.[3] Sermaye kesinlikle tepeden tırnağa kan ve pislik içinden sızarak gelir, ancak her seferinde kendi vahşetini tasdik etmek için yeni araçlara ihtiyaç duyar. 

Luxemburg, büyük ölçüde karşıtı olduğu savaş olgusu tarafından sevk edilen uluslararası savaş hukukundaki insani dönüşümleri görecek kadar yaşamadı. Yine de emperyalizmin ucu bucağı olmayan ilerlemesini devam ettirmek için daha keskin uçlarını köreltmek adına ortaya çıkan siyasi ve hukuki reformlara yönelik tarihsel eğilimi bir şekilde gözlemlemişti. Örneğin, “özel mülkiyeti zorla tesis etmenin imkânsız olduğu” Cezayir’de, Fransız ve yerel kapitalistlerin “atalardan kalma klan topraklarını daha fazla parçalamak ve sömürmelerini” sağlamak için yeni hukuki deneyler gerekliydi.[4] Başka bir ifadeyle, ilkel birikim yalnızca iktisadi olmayan zorun, sömürü için yeni toprakları güvence altına aldığı bir süreç değil, devletlerin kapitalist düzeni genişletmek ve yeniden üretmek için siyasi krizleri de zapt ettiği bir süreçtir. “Sermaye ile kapitalist olmayan bir çevre arasındaki ilişki” olarak birikim, teorik ve kuramsal olarak farklı olsa da Luxemburg’un sömürgeci rejimlerin “şiddet yöntemi” olarak tanımladığı şeye dayanır.[5]

Bu, kapitalist gelişme yayının barışa doğru büküldüğü anlamına gelmediği gibi emperyalizmin şiddeti de yalnızca her tarihsel aşamada kalıcılığı ve sürekliliği açısından ele alınmamalıdır. (Luxemburg, her halükârda, emperyalizmin kapitalizmin genel ifadesi değil, tarihsel seyrinin ölüm çanı olduğunu düşünen bir “aşamacıydı”).[6] Bilakis, birikim her zaman devletin siyasi otoritesini güçlendirmek için şiddetin siyasal insicamına ve de yerinden edilmesine dayanır. Bu açıdan, Luxemburg’un çalışmaları, kapitalizmin kapitalist olmayan dünyayla yüzleşmesinin “yargısal” boyutlarını inceleyerek, şiddet kalıplarını hukukun üstünlüğünün sağlamlaştırılması ve gelişmesiyle uzlaştırmanın önemine işaret eder.

II.

Yargı yetkisi (kelimenin tam anlamıyla hukuk), hukuki karar verme ve yargısal inceleme için gerekli otorite olarak anlaşılabilir.[7] Hem hukuki hakkın bir ölçütü hem de özel kişilerin ve devletin eylemlerini engellemenin bir aracı olarak, yargı yetkisi devlet gücünün dağıtımında ve pekiştirilmesinde özel bir rol oynamaktadır. Maïa Pal’ın terminolojisini ödünç alarak – devletlerin, sermaye birikimi adına hukuki ilerlemeye içsel bağımlılığını belirtmek için – bu yargısal işlevin tarihsel gelişimini “yargısal birikim” olarak adlandırabiliriz. Pal, yargısal birikimi “uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk tarihindeki alt-egemen aktörlerin, otorite talep etmek ve kurmak ve de sınıf mücadelelerini, sınıf üretiminin jeopolitik dinamiklerini tanımlamak için farklı araçlarla faaliyette bulundukları pratikler dizisi” olarak tanımlar.[8]

Pal bu kavramı erken modern Akdeniz bölgesinde ortaya çıkan sosyal mülkiyet ilişkilerini tanımlamak için geliştirirken, Luxemburg bu tarihsel pratiklerin sürekliliğini ve tekrarlayan kapitalist krizlerle ilişkilerini açıklamaya yardımcı olur. Luxemburg, tek başına yasal düzenlerin gelişimiyle o kadar ilgilenmese de ilkel birikime ilişkin tarihsel anlatımları, sömürge dünyasında belirli sınıfların, mülkiyet haklarının ve yaptırım mekanizmalarının yeniden üretilmesini sağlamak için kapitalist ilişkileri siyaseten ve hukuken kurma ihtiyacını açıklamaktadır. Emperyalist sürecin şiddet yoluyla ilerlemesi, sömürgeci karşılaşmayı karakterize eden şeyin kendisi değildir. Bu, sömürgelere burjuva toplumsal ilişkilerinin dayatılmasının, gayrimeşru şiddeti resmi devlet idaresinin dışındaki bazı alanlardan tecrit etmeye yönelik siyasi çabalarla eşzamanlı olarak, “sermayenin tehditvari şiddetini […] dış politika için az ya da çok rastlantısal ve ekonomik alandan tamamen bağımsız” hale getirmesidir.[9] Bu sadece kapitalizmin meşruiyetini, onu bireyler ve devletler arasındaki barışçıl piyasa rekabeti olarak paketleyerek sürdürme meselesi değildir. Bilakis, devlet iktidarı üzerinde bir engelleme olarak duran yargı yetkisi, kapitalist genişlemenin çatışan aciliyetlerine siyasi bir çözüm olarak hizmet eder.

Mevzubahis aciliyetler, Luxemburg, yasanın temel şiddetinin ilk teorisyenlerinden biri olan Machiavelli ile birlikte okunduğunda daha kolay ve net bir şekilde gösterilebilir. Machiavelli, tarihi, siyasi ve yasal otoriteler içinde gerçekleşen yeni siyasal düzenlerin kurulmasına izin veren bir dizi kopuş olarak tarif eder. Fethin düzene zemin hazırlaması için, fatihin “askeri yenilginin ampirik gerçeğini […] yasal ve ahlaki bir iddiaya, hükmetmesini sağlayan hukuki bir unvana” bağlaması gerekir.[10] Bu süreç, siyasi otoriteyi askeri boyun eğdirme eyleminden türetmenin iç çelişkileriyle kuşatılmıştır. Yves Winter bu durumu “fethin kendi ilkesini yadsıma eğilimiyle ilgili bir paradoks” olarak tarif eder.[11] Fatihler stratejik, politik bir paradoksla karşı karşıyadır: siyasi sürekliliği sağlamayı amaçlasa da fetih buna karşıttır. Fatihler, askıya almak zorunda oldukları gelenek ve göreneklere dayanan siyasi meşruiyete muhtaçtırlar. Bu nedenle başarılı bir fetih, değerli bir güç ve mit karışımına, fatihin askeri zaferine ve onun “kadim görünerek” soy eksikliğinin üstesinden gelme yeteneğine bağlıdır.[12] Gelecekteki fetihleri yetkisizleştirmek adına, hükümdar, yeni hükümdarlığının temeli olan, siyasi değişimin meşru bir mekanizması olarak zorla devirme ilkesinin yadsınmasına yardımcı olacak şekilde sembolik alanda siyasi otoriteyi kazanmaya çalışır.

Luxemburg, Machiavelli’nin siyaset teorisine materyalizmi tahsis eder. Machiavelli’nin bir devlet kurmanın ve bir devleti sürdürmenin çelişkili zorunluluklarını çerçevelemesine benzer şekilde, Luxemburg’un kapitalist birikim teorisi, genişletilmiş yeniden üretimin icap ettiklerine karşılık gelen bir çelişki etrafında örgütlenmiştir: emperyalizmin “sınırsız yayılmacı dürtüsü ve sermayenin diğer tüm üretim biçimlerinin ilerici yıkımı yoluyla kendisi için yarattığı sınır”.[13] Hükümdarın siyasi sürekliliği tarihsel kopuşuna dayansa da, kapitalizmin sürekliliği ancak kapitalist olmayan alanı özümlemesiyle mümkündür. Bu, yalnızca zor yoluyla değil, özel mülkiyette yer alan hak ve yetkileri kutsamak için siyasi, hukuki ve sosyal geleneklerin ortadan kaldırılmasıyla düzenlenir. “Kadim görünmek”, gelecekteki fatihlerin, hükümdarı aynı araçlarla tahttan indirmesini engellerken kapitalizm, şiddetini hukuki sürece gömerek emperyalist genişlemeyi güvence altına almalı, böylece siyasi otoriteyi devretmenin meşru aracı olan şiddet ilkesinin altını oymalıdır.

Luxemburg, Mısır’daki uluslararası borç sisteminin analizinde ilkel birikimin yargısal yüzünü gösterir. 19. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak, Fransız ve İngiliz sermayesi, Mısır’ın şeker pazarı gibi çeşitli pazarlarının sanayileşmesini finanse etmek için muazzam krediler sağladı. Seri üretim ve dağıtımın altyapı ihtiyaçlarını karşılamak için modern teknolojiye ihtiyaç duyan Mısır, bu kredileri emperyal kökenli malları satın almak için kullandı. Bu girişim, “toprakta zorla çalıştırmaya alışkın olan fellah, kırbaç darbesiyle bir gecede modern bir sanayi işçisine dönüştürülemediğinden” dolayı çöktü.[14] Tahsis edilen kredilerin faizi, daha sonra, baskıcı vergilendirmeden kaçınmak için sığırlarını öldürmeye ve hurma ağaçlarını kesmeye başlayan, ancak sonuç olarak köylerinden tamamen kaçmak zorunda bırakılan köylülere uygulanan vergilerle ödenmeliydi. Köylüleri ve nihayetinde orduyu disipline edemeyen ve artan faizleri ödeyemeyen Mısır egemen sınıfı, kurtarıcılarını İskenderiye’ye ayak basan İngilizlerin işgaliyle bulmuş oldu. Hidiv’in kiliseye ait topraklarına ve özel mülklerine kamu borcunu ödemek için el kondu ve geleneksel geçim tarzlarıyla boşa harcanan köylüler, yeni ücretli emekçiler olarak kullanılabilir hale geldiler. Bu, tam da Luxemburg’un tarif ettiği gibi Avrupa sermayesinin köylü ekonomisini yutmasıdır.[15]

Luxemburg verdiği bu örnek, militarizm alanında, kapitalist pazardaki genişlemelerin, genel anlamda, “sermayenin kontrolünün ötesindeki” düzenli tarihsel, toplumsal ve politik etkenlere dayanmayabileceğini göstermek için kullanır.[16] Bilakis, sermaye için yeni operasyonel temeller, sürdürülemez hukuki ve iktisadi bağımlılık ilişkileri üretilerek kurulur.[17] Kapitalizmin bir saçmalığı olarak görünen, kendi metalarının satın alınmasını finanse ederek bir şekilde artı-değeri gerçekleştirebildiği durum, emperyal manevraya yer açmak için siyasi düzeni askıya almanın rasyonel amacına hizmet eder. Burada borçluluğun yasal yükümlülüklerinin yoğunlaşmasıyla karakterize edilen yargı birikimi, sonuç olarak Mısır devletinin serfler üzerindeki “sınırsız tasarruf hakkı” gibi diğer hukuki sözleşmeleri ortadan kaldırır ve ücret gibi yeni hukuki ilişkilere yol açar.

Luxemburg’un ilkel birikim analizini kapitalizminden önceki üretim sistemlerinde de şiddetin var olduğu iddiası ile sınırlandırmak, Marksistlerin, devletlerin sadece “paralı askerler” olarak değil, aynı zamanda egemenlik uzuvlarını koruyan, faturasının işçi sınıfına ve köylülüğe kesildiği mal ve hizmetlerin tüketicileri olarak da ele alınması yönünde tekrarlayan ısrarının üzerini örter. Sermaye Birikimi’nin merkezinde, militarizmin, emperyalizmin son tarihsel aşamasında, kapitalist devletlerin içinde benzersiz çelişkileri ifade ettiği sonucu vardır. Militarizmin görevi, içeride ücretlerin bunalımı ile dışarıda daha fazla pazarın kullanılması arasında arabuluculuk yapmaktır. Rekabetçi bir uluslararası siyasi alanda bu ikili rolün yerine getirilmesi, tahakkümün yeniden üretimi için militarizmin dinamiklerini kurumsallaştırmak ve düzenlemek için periyodik olarak yeni hukuki sözleşmelerin icat edilmesini gerektirir.

Yargı yetkisinin “biriktiğini” söylemek, uluslararası hukuk kurallarının çoğalmasını veya yeni hukuki araçların (unvanlar, senetler veya sözleşmeler gibi) edinilmesini sermaye birikimine benzeştirmek değildir. Daha ziyade, Pal’ın yargısal birikim kavramı, Luxemburg’un belirttiği kapitalist yeniden üretim yöntemleri, yani “sömürge politikası, uluslararası borç sistemi […] ve savaş” olarak düşünülebilir.[18] Bu yöntemler gibi yargısal birikim de “sermaye birikiminin kapsamını genişletmek” üzere kapitalist olmayan çevreleri güvence altına almak için işler.[19] Hatta buradan yola çıkarak, hukukun üstünlüğünün, yeni kanunsuzluk alanları ve yasal düzenleme ve yaptırım için yeni çıkar alanları olmadan bir tür krize gireceğini bile detaylandırabiliriz. Listelenen diğer yöntemlerden farklı olarak, yargı birikimi, devlet iktidarı üzerinde bir kontrol olarak da işlev görmesi ve bu nedenle rekabetçi bir uluslararası siyasi alanda güç kullanımını sürdürmenin bazı istikrarsızlıklarını çözebilmesi bakımından benzersizdir. 

Bu yazı ilk olarak 23 Kasım 2022’de Critical Legal Thinking’de İngilizce olarak yayınlanmıştır. 


[1] “Kapitalist ülkelerin yüksek gelişimi ve kapitalist olmayan coğrafyaları ihraz etmede giderek keskinleşen rekabetleriyle emperyalizm, hem kapitalist olmayan dünyaya karşı saldırganlıkta hem de rakip kapitalist ülkeler arasında her zamankinden daha ciddi çatışmalarda kuralsızlık ve şiddet içinde gelişir.” Rosa Luxemburg, The Accumalation of Capital, Routlegde, 2003, p. 426. [Türkçesi: Rosa Luxemburg, Sermaye Birikimi, çev. Tayfun Ertan, Alan Yayıncılık, 2004.]

[2] Étienne Balibar, Violence and Civility: On the Limits of Political Philosophy, Columbia University Press, 2015, s.104. [Türkçesi: Étienne Balibar, Şiddet ve Medenilik, Wellek Library Konferansları ve Diğer Siyaset Felsefesi Denemeler, çev. Sevgi Tamgüç, İletişim Yayınları, 2014.]

[3] Ibid., s.87.

[4] Luxemburg, Accumulation of Capital,s.364-365.

[5] Ibid., s.351, 398.

[6] Ibid.,s.398.

[7] https://dictionary.findlaw.com/definition/jurisdiction.html

[8] Maïa Pal, Jurisdictional Accumulation: An Early Modern History of Law, Empires and Capital, Cambridge, United Kingdom; New York,NY: Cambridge University Press, 2021, s.101.

[9] Luxemburg, Accumalarion of Capital, s.433.

[10] “Conquest,” Political Concepts: A Critical Lexicon, 1 2011 http://www.politicalconcepts.org/conquest-winter/

[11] Ibid.

[12] Machiavelli, The Prince, XXIV, s.96. [Türkçesi: Niccolo Machiavelli, Hükümdar, çev. Necdet Adabağ, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2008.]

[13] Rosa Luxemburg, Anti-Critique, https://www.marxists.org/archive/luxemburg/1915/anti-critique/ch06.htm

[14] Luxemburg, Accumulation of Capital, s.413

[15] https://www.marxists.org/archive/luxemburg/1913/accumulation-capital/ch30.htm

[16] Ibid., s.446.

[17] Ibid.

[18] Ibid., s.432.

[19] Ibid., s.401